Sensiz Geçen Bir Ömür

Bazı insanlar hayatına girer ve sadece bir anı olarak kalmaz; bir dönüşüm, bir milat olurlar. Sen de öyleydin. Seninle tanışmadan önceki ben ile sonraki ben arasında, adının yazılı olduğu keskin bir çizgi var. Ve o çizginin ötesi, hep senin varlığınla tanımlandı.

İmkansızlığın Matematiği

Sen, en net tabirle, bir imkansızlıktın. Zaman yanlıştı, belki mekan. Ya da sadece kaderin elinde oynadığımız bir oyunda, kurallar seninle benim aşkımıza izin vermiyordu. Bunu biliyordum. Mantığım, her seferinde bana bunu fısıldıyor, “Dur!” diye haykırıyordu. İmkansızın soğuk, sert yüzüne bakıp, onu anlamaya çalışıyordum. Ama kalp denen şu asi organ, mantığın tüm denklemlerini altüst ediyordu. Seninle olmak, iki kere ikinin dört etmediği, bambaşka bir matematiği gerektiriyordu. Ve ben o matematiğin dilini, sadece sana bakarken öğreniyordum.

Vazgeçememenin Anatomisi

“Vazgeç” en kolay fiil gibi görünür. Bir el sallarsın, arkanı dönersin ve gidersin. Ama sana vazgeçmek, kendimden bir parçayı söküp atmak gibiydi. Denemelerim oldu. Belki binlerce kez. Her “Bu son” dediğim gece, sabah seninle yeniden başlıyordu gün. Seninle olan her an, bir çekirdekti ve vazgeçmeye çalıştıkça, daha derinlere, daha sağlamlara kök salıyordu içimde.

Bu bir zaaf değildi. Bu, ruhunun seninkine duyduğu o kadim, tanıdık çağrıydı. Seni sevmek, bir seçim olmaktan çıkmış, bir “var oluş biçimi”ne dönüşmüştü. Nefes almak, su içmek gibi bir ihtiyaçtı. Vazgeçemedim çünkü vazgeçmek, yaşam enerjimden vazgeçmekle eşdeğerdi.

Unutulmayanın Fotoğraf Albümü

Ve şimdi, “Hala aklımdasın.”
Unutmak nedir ki? Bazı anılar, hafızanın tozlu raflarına kaldırılır. Bazıları ise, zihninin ana ekranına sabitlenir, her açılışta karşına çıkar. Sen o ekrandaki parlak, dokunulmaz ikondun.

Bazen bir kahve kokusu getirir seni. Bazen yağmurun camda bıraktığı izler, bir şarkının nakaratı, sahildeki bir gün batımı… Hiç bitmeyen sessiz bir film gibi akıyor zihnimde. Gülüşün, o ilk günkü kadar net. Cümlelerin, sanki dün söylemişsin gibi taze. Bazen öyle bir an oluyor ki, dönüp arkama bakasım geliyor, sanki orada duracaksın.

Bu bir acı mı? Artık hayır. Zaman, o keskin sancıyı alıp götürdü. Yerine, sıcak, hüzünlü ama değerli bir sızı bıraktı. Seni düşünmek, bir yaranın kanaması değil; eski, kıymetli bir dostun anılması gibi. İçimi burkuyor evet, ama aynı zamanda bana bir zamanlar bu kadar derin, bu kadar “gerçek” bir şey yaşayabildiğimi hatırlatarak güç veriyor.

Aklımda Kalan Sen Değil, Bizdik Aslında

Belki de unutulamayan sen değilsin. Belki de unutulamayan, seninle birlikte olduğumuz o versiyonumdu. Senin yanındayken daha cesur, daha naif, daha çılgın, daha “canlı” olan ben. Sen gittin, ama o ben, aynamda bana bakmaya devam ediyor. Seni sevmek, kendimi keşfettiğim bir maceraydı ve o maceradan geriye getirdiğim tüm hazineler, hala bende saklı.

Son Söz Yerine…

Bilmiyorum hayat sana neler sunuyor. Umarım mutlusundur, umarım huzur seninle. Ben buradayım ve seninle ilgili her şey, kalbimin en korunaklı, en kıymetli köşesinde. İmkansızdın, evet. Ama bazı imkansızlıklar, hayatı daha anlamlı kılar. Vazgeçemedim, çünkü gerçek aşk asla vazgeçmez, sadece dönüşür. Ve hala aklımdasın, çünkü bazı insanlar unutulmak için değil, hep hatırlanmak için gelir hayatımıza.

Sen o hatıralar şehrinde, hiç solmayan bir çiçeksin. Ve ben, senin kokunu hala taşıyan bir rüzgar olarak, yolumda esmeye devam ediyorum.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
error: Content is protected !!