Gönül Köprüsünün Yıkıldığı Yer


Bazen bir ilişki, iki yüreğin arasında sessizce örülen bir köprü gibidir.
Bizimki de öyle başlamıştı.
Ne kadar uzak olursak olalım, birbirimize uzanan bir yol vardı hep. Bir sözünle, bir mesajınla, bir gülüşünle o köprünün üzerinden geçer, sana varırdım.

Ama hiçbir köprü, ilgisizlikle ayakta kalmaz.
Sen sustukça, ben içimde daha çok konuşmaya başladım.
Sen uzaklaştıkça, ben köprünün diğer ucuna koşar oldum.
Bir gün fark ettim ki artık sesimi duymuyorsun. Ulaşmaya çalıştığım yerde sen çoktan gitmiştin.

O gün, bir cümlenle her şey değişti:

“Artık eskisi gibi hissetmiyorum.”

İşte o an, gönül köprüsünün yıkıldığı yer orasıydı.
Ne bir fırtına vardı, ne de bir kavga…
Sadece sessiz bir çöküş.
Bir zamanlar göz göze geldiğimiz o bankta, artık iki yabancı gibi oturuyorduk.
Kelimeler tükenmişti, ama gözlerimiz her şeyi anlatıyordu.

Köprü yıkıldı, evet.
Ama yıkıntıların altında sadece aşk değil, bir parçam da kaldı.
Sonra zaman geçti… Sessizlik, özleme; özlem, kabullenişe dönüştü.
Artık köprünün yerinde bir boşluk değil, bir hatıra var sadece.
Bazen rüzgâr esiyor, o hatıranın tozlarını önüme savuruyor.
Bir anlığına gözlerimi kapatıyorum, seni hatırlıyorum — ama artık acıtmıyor.

Belki bir gün, başka bir kalple, başka bir köprü kurarım.
Ama bilirim ki o ilk köprünün yıkıldığı yer,
benim büyümeye başladığım yer oldu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
error: Content is protected !!