Yıllar Sonra Yazılmış Bir Mektup: Hiç Bitmeyen Hasret
Bugün, belki de yıllardır yazmayı ertelediğim bir mektubu kaleme alıyorum. Zamanın iyileştiremediği, aksine her geçen gün daha da derinleşen bir özlemi kelimelere dökmeye çalışıyorum.
Bazen farkında olmadan, bir alışveriş merkezinde, kalabalık bir caddede veya sadece bir kafede otururken gözlerim seni arıyor. O an nefesim kesiliyor, kalbim deli gibi çarpıyor. Ama dönüp baktığımda sen olmuyorsun. Sadece hafızamın bana oynadığı acımasız bir oyun bu.
Rüyalarımda Yaşayan Anılar
Gece olduğunda, rüyalarımda hâlâ sen varsın. Uyandığım an, yastığında bıraktığın o hafif kokunun izini arıyorum. Penceremden gördüğüm her günbatımında, o kızıllığın içinde senin gözlerinin ışıltısını görüyor gibi oluyorum. Şehrin gürültüsünde bile senin sessizliğini duyduğumu sanıyorum.
En çok da küçük şeyler vuruyor beni. Bir kahvenin kokusu, radyoda çalan eski bir şarkı, yağmurun camdaki sesi… Bunların hepsi seni hatırlatıyor. Sanki sen, hayatımın bütün küçük detaylarına sinmişsin de, her an karşıma çıkıveriyorsun.
Zaman Her Yarayı İyileştirir Mi?
Biliyorum, zaman her yarayı iyileştirir diyorlar. Ama senin yokluğun, iyileşmek bir yana, her gün biraz daha derinleşen bir yara benim için. Belki de sen giderken, benden en iyi parçamı da alıp götürdün.
Bazen “keşke”lerle dolu bir geçmişe dalıp gidiyorum. Keşke o son konuşmamızda susmasaydım, keşke gidişini izlerken arkandan koşsaydım, keşke gururumu değil, kalbimi dinleseydim. Ama zaman geri sarılmıyor, biliyorum.
Seni sevdiğimi söyleyemediğim o son an, hâlâ içimi kemiriyor. Belki de bu satırlar, o söyleyemediğim sözlerin yıllar sonraki yankısıdır.
Belki Okursun Diye Değil, İçim Döksün Diye
Nerede olduğunu, nasıl olduğunu bilmiyorum. Umarım mutlusundur. Umarım hayat, bana verdiği acıları sana vermemiştir. Çünkü senin mutsuz olman, kendi mutsuzluğumdan daha çok yaralar beni.
Belki bu satırlar asla gözüne ulaşmayacak. Belki de ulaşsa bile okumayacaksın. Ama yazmak, içimdeki bu ağır yükü hafifletiyor biraz. Seni sevdiğimi, hâlâ sevdiğimi bir yerlere fısıldamak, en azından rüzgâra söylemiş olmak bile bir teselli.
Gözlerinden öpüyorum. Seni unutamadığım gibi, unutulmadığını da bil.



